Ana içeriğe geç

Bölüm 58: Fiber Optik İletim

15 dakikalık okumaGüncelleme:

Ağlar'a “Sen”i Katmak kitabının bir bölümü: adres çubuğuna yazdığın tek bir isteğin peşinden bakırla fiberin fiziğine inip karşı taraftan geri dönen uzun bir teknik yolculuk.

Kısım 8: Kabloda ve Camda (Bölüm 52-64)

Tüm bölümler
  1. Giriş
  2. Adres Çubuğundan İsteğe
  3. Paket Anahtarlamalı Yol
  4. İsimden Adrese
  5. DNS Kayıtları
  6. Önbellek, Tazelik ve Güven
  7. Port Numarası ve Soket
  8. Bağlantısız Taşıma: UDP
  9. Üç Adımlı El Sıkışma
  10. Simetrik Şifreleme
  11. Açık Anahtarlı Kriptografi
  12. TLS El Sıkışması
  13. Sertifika Zinciri
  14. HTTP Mesajının Anatomisi
  15. Durum, Çerez ve Oturum
  16. HTTP/2'den HTTP/3'e
  17. İçerik Dağıtım Ağları
  18. Diğer Uygulama Protokolleri
  19. Katmanlı Mimari
  20. Hizmet ve Protokol
  21. Encapsulation ve Başlıklar
  22. Paket Yakalama ve Çözümleme
  23. Ağ Interface Kartı
  24. Fiziksel Adresleme
  25. Hata Sezme ve CRC
  26. Adres Çözümleme: ARP
  27. Ortam Erişimi: CSMA/CD
  28. Switch'ler
  29. Ağ Topolojileri
  30. Sanal Yerel Ağlar
  31. Kablosuz Erişim: 802.11
  32. Radyo Kanalı ve Kapasite
  33. Kablosuz Ağ Güvenliği
  34. Hücresel Ağlar
  35. Spektrum ve Kuşaklar
  36. Hareketlilik ve Aktarma
  37. Adres Kiralama: DHCP
  38. Adresin Anatomisi
  39. Adres Tükenmesi ve IPv6
  40. Router Mimarisi
  41. Kuyruk Yönetimi
  42. Cihaz Yapılandırma
  43. Routing Protokolleri
  44. Kontrol Düzlemi ve SDN
  45. Ağ İzleme ve Yönetimi
  46. Alanlar Arası Routing
  47. Adres Çevirisi
  48. Ara Kutular
  49. Tünelleme ve IPsec
  50. Firewall'lar
  51. Ağ Saldırıları
  52. Operatör ve Metro Ağları
  53. Bitten Sinyale
  54. Sembol Hızı ve Kanal Kapasitesi
  55. Multiplexing Teknikleri
  56. İletim Ortamları
  57. Bakır Kablo Sonlandırma
  58. Fiber Sonlandırma
  59. Fiber Optik İletim
  60. Bakır Erişim Ağı: DSL
  61. DSL'de Hız ve Mesafe
  62. Pasif Optik Ağlar
  63. Kablo Erişim Ağları
  64. Kablo Modem ve CMTS
  65. Denizaltı Kabloları
  66. Veri Merkezi Ağları
  67. Encapsulation Çözme
  68. Güvenilir Aktarım
  69. Tıkanıklık Denetimi
  70. Trafik Çözümleme
  71. Gecikme Bütçesi
  72. Soket Programlama
  73. Eşten Eşe ve Protokol Tasarımı
  74. Uyarlanır Video Akışı
  75. Gerçek Zamanlı Ses ve Görüntü
  76. Kablosuz Sensör Ağlarının Mimarisi
  77. Sensör Ağlarında Ortam Erişimi
  78. Sensör Ağlarında Yönlendirme ve IP
  79. Zaman Eşitleme ve Konum Bulma
  80. Sensör Ağı Uygulamaları
  81. Mobil Kablosuz Sensör Ağları
  82. Son Söz

Bakırı ucuna kadar zorladın, sonra camı da elinle sonlandırdın: kırım açısını yarım dereceye tuttun, iki core’u mikron mertebesinde hizaladın, konnektörün alnını sekiz derece eğdin. Her hareketin bir gerekçesi vardı ve hepsi tek bir cümleye dayanıyordu.

Şimdi o cümleyi kanıtlama sırası. İsteğinin bitleri cam bir lifin içinde ilerleyen darbeler. Onları o camın içinde ne tutuyor ve neden bu kadar dar bir paya sığıyorlar?

Işığı camda tutan şey ceket değil

Fiberi üç iç içe katman olarak düşünebilirsin. En içte ışığın ilerlediği saf cam core (nüve) var. Onu saran katman kabuk (cladding), en dışta da ceket duruyor. Ceketin optikle bir ilgisi yok; onu camı ezilmeye, neme ve çekmeye karşı korusun diye sarıyorlar.

Işığı içeride tutan şey core ile kabuk arasındaki kırılma indisi farkıdır. Kırılma indisini tek satırda tanımlayabilirsin: ışığın vakumdaki hızının, o maddenin içindeki hızına oranı. Vakumda indis 1 oluyor ve ışık 300.000 km/s gidiyor. Tipik bir fiberde core’un indisi 1,47 ve ışığın hızı 204.082 km/s; kabukta indis 1,46 ve hız 205.479 km/s.

Aradaki fark küçük görünüyor ama sonucunu hiç küçümseme.

Kritik açı bir tanım değil, bir hesap sonucudur

Işık yoğun bir ortamdan daha seyreğine geçerken kırılıyor ve doğrultusundan sapıyor. Geliş açısını yatıklaştırdıkça sapma büyüyor; bir noktada ışık karşı tarafa hiç geçemiyor ve tamamı geri yansıyor. Bu eşiğe kritik açı deniyor ve tek bir şeye bağlı: iki ortamın yoğunluk farkına.

Açıları burada yüzeyin kendisinden değil, yüzeye dik olan doğrudan, yani normalden ölçüyoruz. Bunu aklında tut: “90 dereceye yakın açı” dediğimizde ışının yüzeye neredeyse paralel yattığını kastediyoruz.

Şimdi iki ayrı sayı çıkacak ve ikisinin farkı bu bölümün en önemli sezgisidir.

Cam ile hava arasında. Fizik dersinde öğretilen klasik hesap budur ve sonuç yaklaşık 42 derece. Bir cam blokta ışığın dışarı kaçmaması için sınıra normalden 42 dereceden daha yatık çarpması yeter. Geniş bir tolerans; ışığı cama sokmak neredeyse kendiliğinden oluyor.

Core ile kabuk arasında. Fiberin içinde karşındaki seyrek ortam hava değil, kabuk. Kabuk da neredeyse core kadar yoğun: indisler 1,47 ile 1,46, aralarında yüzde birlik bir fark bile yok. Sonuç: kritik açı 83,3 derece.

Aradaki uçurumu bir kusur değil, tasarımın kendisi olarak oku. Fiberde ışığın sınıra normalden 83 dereceden daha yatık çarpması gerekiyor; başka bir deyişle ışının fiberin ekseninden sapması 6,7 dereceyi geçemez. Cam blokta 48 derecelik bir sapma payın varken fiberde 7 derecen var.

Bu yüzden ışığı fibere gelişigüzel sokamıyorsun. Fiberin ucunda hava duruyor ve ışık önce o sınırdan giriyor; girerken kırılıyor, sonra içeride tam yansımaya yakalanmak zorunda kalıyor. Bu iki şartı birden sağlayan giriş açılarının kümesine kabul konisi denir.

Koninin ne kadar açık olduğunu veren büyüklüğün adı sayısal açıklık (numerical aperture, NA) ve core ile kabuğun indis farkından hesaplanıyor. Örnekteki 1,47 ile 1,46 için bu değer 0,17 çıkıyor ve karşılığı şu: fiberin ucuna, eksenle en fazla 10 derecelik bir açı yapacak şekilde girebilirsin. İçeride 6,7 derece olan pay, havadan cama geçerken kırılma yüzünden dışarıda 10 dereceye genişliyor. Gerçek tek modlu fiberde indis farkı daha da küçük: NA 0,12 civarında ve yarı açı 7 dereceye iniyor. Işık huzmesini bu dar koniye oturtmak, iki fiberin eksenini mikron mertebesinde hizalaman anlamına geliyor. Konnektör ve ek işçiliğinin neden bu kadar belirleyici olduğunu bu bölümün sonunda tekrar göreceğiz; sebebi bu dar koni.

İki ışını yan yana koyduğunda fark tek bakışta görünüyor:

Işığı core'da tutan şey geometri
kaplama · ışığı soğururkabukn₂ = 1,46coren₁ = 1,47hava n₀ = 1fark %0,68normalθ > 83,3° · tam yansımaθ < 83,3° · kabuğa kaçıyorkabul konisi ±9,9°
Core ile kabuk arasındaki fark yüzde bir bile değil. Core'un kırılma indisi 1,47, kabuğunki 1,46. Aradaki oran 0,9932; yani kabuk core'dan yalnızca %0,68 daha seyrek. Işığı içeride tutan bütün mekanizma bu küçük farkın üstünde duruyor.
  1. Core ile kabuk arasındaki fark yüzde bir bile değil. Core'un kırılma indisi 1,47, kabuğunki 1,46. Aradaki oran 0,9932; yani kabuk core'dan yalnızca %0,68 daha seyrek. Işığı içeride tutan bütün mekanizma bu küçük farkın üstünde duruyor.
  2. Açı sınıra dik doğrultudan ölçülüyor. Optikte geliş açısı yüzeyden değil, yüzeye dik olan normal doğrultusundan ölçülür. Eksene paralel giden bir ışın normalle 90 derece yapar; dikleştikçe bu açı küçülür.
  3. Yatık ışın core'da kalıyor. Geliş açısı kritik açıdan büyükse (sin θc = n₂/n₁ → 83,3°) kırılma çözümü yok: ışığın tamamı geri yansıyor. Işın sınıra çarpa çarpa core boyunca ilerliyor.
  4. Dik ışın sınırı geçip kayboluyor. Açı 83,3 derecenin altına düştüğü anda ışın kabuğa geçiyor ve kaplama onu soğuruyor. Figürde açılar okunabilirlik için abartılı; gerçekte ışının eksenden sapması 6,7 dereceyi geçemez.
  5. Girişte kabul edilen koni dar. Bu örnekte fibere ancak eksenle 9,9 dereceden az açı yapan ışık girebiliyor; sayısal açıklık NA = √(n₁²−n₂²) = 0,171 bunu söylüyor. Gerçek tek modlu fiberde indis farkı daha küçük ve yarı açı 7 dereceye iniyor; konnektör ve ek işçiliğinin mikron mertebesinde olmasının sebebi bu dar koni.
Derinleşme42 ile 83 dereceyi veren hesap

İki saydam ortamın sınırında ışığın ne yapacağını Snell yasası yazıyor:

n₁ · sin θ₁ = n₂ · sin θ₂

Kırılan ışın 90 dereceye dayandığı, yani sınıra paralel yattığı anda sin θ₂ = 1 oluyor ve denklem sadeleşiyor. Kritik açı buradan düşüyor:

sin θc = n₂ / n₁

İki oranı koy. Cam-hava için 1 / 1,48 = 0,676, karşılığı 42,5 derece. Core-kabuk için 1,46 / 1,47 = 0,9932, karşılığı 83,3 derece. Oran bire ne kadar yaklaşırsa açı 90 dereceye o kadar yaklaşıyor; kabuğun core’a yakın yoğunlukta olması bu yüzden payı daraltıyor.

Kabul konisinin yarı açısı da aynı yasanın iki kez uygulanmasıyla çıkıyor:

NA = √(n₁² − n₂²)          →   √(1,47² − 1,46²) = 0,171
θmax = arcsin(NA)          →   yaklaşık 9,9 derece

Sayısal açıklık bir ödünleşim düğmesi. Büyütürsen ışığı fibere sokmak kolaylaşıyor ama içeri daha çok mod giriyor ve darbe daha çok yayılıyor. Çok modlu fiberin değeri bu yüzden 0,20 civarındayken tek modlu fiberde 0,12’ye kadar iniyor: kabul konisi daraldıkça taşınan sinyal temizleniyor.

DerinleşmeTam yansıma gerçekten "tam" mı, yoksa sınırın ötesine bir şey sızıyor mu?

Adı tam yansıma ama ışığın kabuğa hiç girmediğini söylemek doğru olmaz. Sınırın hemen ötesinde, kabuğun içine doğru sönümlenen bir alan doğar; adı sönümlü dalga (evanescent wave). Genliği mesafeyle üstel olarak düşer ve tipik nüfuz derinliği dalga boyunun kesriyle, yani birkaç yüz nanometreyle ölçülür. Net enerji taşımaz: giren güç aynı çevrimde geri döner, bu yüzden yansıma enerji bakımından gerçekten tamdır.

Ama bu sızıntının iki somut sonucu var.

Birincisi kabuğun neden var olduğunu açıklıyor. Core’u çıplak bırakıp havayla çevirseydin kritik açı 42 dereceye düşer, kabul konisi genişler ve fiber kâğıt üstünde daha kolay çalışırdı. Uygulamada olmaz: sönümlü dalga core’un yüzeyindeki her tozu, her parmak izini, her su damlasını “görür” ve o kirlilik doğrudan kayba yazılır. Kabuk, sönümlü alanın sönmesi için ayrılmış 58 mikronluk temiz bir tampondur. Core 9 mikronken kabuğun 125 mikron olmasının bir sebebi bu: alanın kaplamaya ulaşmadan sönmesi için pay bırakılıyor. Kalanını elle tutulabilirlik, bükülme dayanımı ve standartlaşma belirliyor.

İkincisi bir dinleme yöntemi. Fiberi yeterince keskin bir yayla bükersen tam yansımanın şartı yerel olarak bozulur ve ışığın bir kısmı kabuğa, oradan da dışarı kaçar. Piyasada kıvrım bağlaştırıcı (clip-on coupler) diye satılan alet bunu yapar: kabloyu kesmeden, birkaç dB kayıp pahasına trafiğin bir kopyasını dışarı alır. Fiberin “dinlenemez” olduğu inancı bu yüzden yanlıştır. Tehdit modeli burada da geçerli: hattın fiziği değil, üstünden geçen şifreleme koruyor.

Kalın bir cam levhanın kenarından giren 405 nm’lik mor lazer, tam yansımayla zikzak çizerek ilerliyor ve geçtiği yeri yeşilimsi parlatıyor. Işığı içeride tutan şeyin ceket değil geliş açısı olduğunu doğrudan gösteriyor.

52. bölümde hat kodlamayı ve LED’in 600 MHz’lik tavanını, 53. bölümde bant genişliğinin fiziksel sınırını görmüştün; burada aynı işi lazer diyot yapıyor, çıkan şey elektrik değil ışık.

Elektrikten ışığa geçişi üç tip lazer diyot yapar: Fabry-Pérot, dağıtılmış geri beslemeli (DFB) ve dikey oyuklu yüzey yayıcılı (VCSEL). Karşı uçta ışığı elektriğe çeviren PIN ya da çığ foto diyot durur. İkincisi zayıf sinyali 100 kata kadar kuvvetlendirir. Kaynağın cinsi hızın tavanını da koyar. Eski çok modlu bağlarda ışığı LED üretiyordu; 1000BASE-SX’ten beri o işi VCSEL yapıyor ve 850 nm’de şerit başına 10, 25, bugün 100 Gbit/s’e çıkıyor. Tek modlu fiberin uzun mesafesinde ise dar spektrumlu DFB lazerler çalışıyor.

Core’un çapı sınıfı belirliyor

Tek modlu fiberde core 8-10 mikrondur ve ışık tek bir yoldan, tek bir modda ilerler. Çok modlu fiberde core 50 ya da 62,5 mikrondur. Işık kabuğa çarpa çarpa gider ve yollar arasında uzunluk farkı doğar.

Kabuğun dış çapı iki sınıfta da 125 mikrondur. Künye bu yüzden iki sayıyla yazılır: 62,5/125 çok modlu, 9/125 tek modlu fiberi gösterir. İlk sayı core, ikinci sayı kabuk.

Bir mikron metrenin milyonda biridir. Bir insan saçı 50 ile 100 mikron arasında kalır; 125 mikronluk kabuk kalınca bir saç teli kadardır, 9 mikronluk core ise onun onda biri.

Elindeki kabloyu soyduğunda karşına çıkacak katmanların çapları standarttır ve sırayı bilmek sonlandırmanın yarısıdır:

katmançapişi
core9 / 50 / 62,5 µmışığın ilerlediği cam
kabuk125 µmtam yansımayı kuran ve sönümlü dalgayı sönümleyen cam
birincil kaplama250 µmakrilat; camın yüzeyindeki çatlakların büyümesini durdurur
sıkı tampon900 µmelle çalışılabilir kalınlık, renk kodu bu katmandadır
mukavemet elemanıiplik demetiaramid iplik; çekme kuvvetini cam yerine kendi taşır
dış kılıf2-3 mmmekanik ve yangın sınıfı koruma

İki ayrım burada saklı. Birincisi 250 mikronla 900 mikron arasında: gevşek tüplü kabloda 250 mikronluk lifler jel dolu bir tüpün içinde serbest yüzer, bu yüzden dış kabloda sıcaklıkla gerilen kılıf lifi germez; dış tesis kablosu böyle yapılır. Sıkı tamponlu kabloda ise 900 mikronluk kaplama doğrudan lifin üstündedir; bina içinde konnektör takmak kolaylaşır. İkincisi aramid ipliktedir: fiberi çekerken kuvvet asla cama değil o ipliğe uygulanır. Kablonun veri sayfası iki çekme sınırı verir: kurulum sırasındaki kısa süreli yük ve kurulumdan sonraki kalıcı yük. Kalıcı olan çok daha düşüktür, çünkü cam sürekli gerilim altında zamanla yorulur.

Camın kırılganlığı konusunda yaygın bir yanlış anlama var. Silika lif, aynı kesitteki çelikten daha yüksek çekme dayanımı taşıyor; kabloyu bitiren şeyi çekmede değil bükülmede arayacaksın. Standart sınır iki sayıyla verilir: kurulum sırasında dış çapın 20 katı, kurulduktan sonra 10 katı. 3 mm’lik bir patch kablosu için bu, çekerken 60 mm, raftayken 30 mm yarıçap demek. Sınırın altına inersen iki şey birden oluyor: tam yansımanın şartı kıvrımın dış yanında bozulup ışık kabuğa kaçar (makro kıvrım kaybı) ve camın yüzeyindeki mikro çatlaklar gerilme altında büyümeye başlar. Birincisi bugün fark edilir, ikincisi aylar sonra. Dolabın içinde kabloyu keskin bir köşeden döndürmenin bedeli budur. Evlere giden kablolarda bu yüzden bükülmeye dayanıklı G.657 fiber kullanılıyor; duvar köşesinden dönen 7,5 hatta 5 milimetrelik yarıçaplarda bile kaybı düşük kalıyor.

Üçüncü bir türle daha karşılaşacaksın: gradyan indisli çok modlu fiber. Burada core’un indisini merkeze doğru artırıyorlar. Eksende ilerleyen ışın yavaşlar, kenardan dolaşan ışın uzun yolu daha hızlı alır ve ikisi alıcıya yaklaşık aynı anda varır.

Sınıfları karıştırmanın da somut bir bedeli var. Tek modlu fiber için yapılmış bir 1000BASE-LX modülünü çok modlu fibere bağlarsan lazer ışığı core’un tam merkezine düşer ve huzme bölünebilir. Çözüm, ışığı kasten eksenden kaydırarak veren mod şartlandırma patch kablosudur.

Dispersiyon mesafeyi değil, çarpımı sınırlıyor

Aynı anda yola çıkan ışık, farklı yolları izlediği için uzak uca zaman farkıyla varır. Darbe zamanda yayılır ve komşusuna karışmaya başlar. Buna modal dispersiyon denir.

Dispersiyon sabit bir kusur değildir, birikimlidir. Verilen bir işaretleşme hızında mesafe uzadıkça yayılma büyür. Bu yüzden çok modlu fiberin ölçüsü bant genişliği değil, bant genişliği ile mesafenin çarpımıdır. Birim de bunu söyler: MHz·km.

200 MHz·km’lik bir fiber 1 km’de 200 MHz, 2 km’de 100 MHz taşır. Mesafeyi ikiye katlamanın bedeli hızın yarıya inmesidir.

ISO/IEC 11801’in OM sınıfları bu çarpımla tanımlıdır ve aradaki kuşak farkı tek bakışta okunur.

sınıf850 nm1.300 nm
OM1200 MHz·km500 MHz·km
OM2500 MHz·km500 MHz·km
OM31.500 MHz·km500 MHz·km
OM43.500 MHz·km500 MHz·km
OM53.500 MHz·km500 MHz·km

OM5 tabloya yeni bir sayı değil, yeni bir bant ekliyor: 2016’da tanımlandı ve bant genişliğini 953 nm’ye kadar garanti ediyor; kısa dalga boylarında birkaç rengi aynı çok modlu lifte taşımak için. Sınıfların hepsinde 1.300 nm değeri 500 MHz·km’de kalır. Kuşak farkı dalga boyunda değil, camın kendisindedir. Bu sayı sahada ölçülmez; üreticinin veri sayfasından okunur. Sahada ölçebildiğin şey uzunluk ve optik kayıptır.

Darbenin yol boyunca nasıl yayıldığını görelim:

Aynı darbe, iki fiberde iki ayrı yayılma
çok modlu core · 62,5 mikrontek modlu core · 9 mikronkaynaklazer darbesialıcıdarbe genişledialıcıdarbe yine genişledikısa yoluzun yolikisi aynı anda varmıyortek doğrultugeç kalan dalga boyu
Kaynak keskin bir darbe basıyor. Elektrik işareti lazer diyotta ışığa çevriliyor. Fibere giren şey zamanda dar, kenarları keskin bir ışık darbesi.
  1. Kaynak keskin bir darbe basıyor. Elektrik işareti lazer diyotta ışığa çevriliyor. Fibere giren şey zamanda dar, kenarları keskin bir ışık darbesi.
  2. Çok modlu core'da yol tek değil. Core 62,5 mikron olduğu için ışık aynı anda birden çok doğrultuda ilerliyor. Eksende giden ışın en kısa, kabuğa çarparak giden en uzun yolu izliyor.
  3. Işınlar alıcıya ayrı anda varıyor. Aynı anda yola çıkan ışık uzak uçta zaman farkıyla toplanıyor. Darbe zamanda genişliyor; modal dispersiyon budur ve mesafe uzadıkça büyüyor.
  4. Tek modlu core'da yol tektir. Core 9 mikrona indiğinde ışığa tek doğrultu kalıyor. Modal dispersiyon burada oluşmuyor, çünkü uzunluğu farklı ikinci bir yol yok.
  5. Renkler aynı hızda gitmiyor. Kaynağın ışığı tek bir dalga boyundan ibaret değil. Camda her dalga boyu biraz farklı hızda ilerlediği için darbe yine yayılıyor; buna kromatik dispersiyon deniyor.

Tek modlu fiberde yol tek olduğu için modal dispersiyon oluşmaz. Yayılma yine de bitmez. Kaynağın ışığı tek bir dalga boyundan ibaret değildir ve camda her dalga boyu biraz farklı hızda ilerler. Buna kromatik dispersiyon denir.

ITU-T G.652 bunu iki parametreyle sınırlar: sıfır dispersiyon dalga boyu 1300-1324 nm arasındadır, eğimin üst sınırı ise 0,092 ps/(nm²·km). Bağıntı 1310 nm’de yaklaşık 0,9 ps/(nm·km) çıkarır, 1550 nm’de 17-18 ps/(nm·km). Uzun mesafede bu yayılmayı eskiden özel fiber makaralarıyla geri sarıyorlardı; bugünün koherent alıcıları aynı işi sayısal işlemciyle, hesapla yapıyor.

Fiberin bütün ödünleşimi bu iki kusurun arasında duruyor. Zayıflamanın en düşük olduğu pencerede kromatik dispersiyon en yüksektir; dispersiyonun sıfırlandığı pencerede zayıflama daha yüksek kalır. Dalga boyu seçmek, hangi kusuru ödeyeceğini seçmektir.

Pencerelerin adı da vardır ve ITU altısını sırayla dizer: O 1260-1360, E 1360-1460, S 1460-1530, C 1530-1565, L 1565-1625, U 1625-1675 nm. Eğrinin dibi C bandına düşer; uzun mesafe multiplexing’inin neden tam oraya yerleştiğini 54. bölümde görmüştün. Tepesi ise E bandındadır: 1383 nm’deki su tepesini G.652.D 0,4 dB/km’ye çekerek o bandı da kullanılabilir kıldı. Altısı da kızılötesindedir; görünür ışık 400-700 nm arasında kaldığı için fiberin içinde akan ışığı gözünle göremezsin.

Bütçeyi cam değil, uçlar bitiriyor

53. bölümde zayıflama logaritmik ölçekte, desibelle ölçülüyordu. Optik tarafta işaret önem kazanır: 10·log(Pçıkış/Pgiriş) negatif çıkıyorsa kayıp var demektir. 3 dB kayıp gücün %50’sini götürür; 12,5 dB kaybın sonunda elinde %5,6 kalır.

Fiberin kaybı belli bir dalga boyunda dB/km olarak verilir. Birimin içinde mesafe olduğu için kaybı bulmak çarpmaktan ibarettir. G.652.D’nin tavanı 1310-1625 nm aralığında 0,4 dB/km, 1550 nm’de 0,3 dB/km. Modern fiber sahada 1550 nm’de tipik olarak 0,2 dB/km civarında ölçülür.

Peki neden bu sayılar ve neden uzun dalga boyunda daha az? Camın kaybı üç ayrı mekanizmadan toplanıyor ve üçü de dalga boyuna farklı tepki veriyor.

Rayleigh saçılması. Cam sıvı hâldeyken donduruldu; içindeki yoğunluk dalgalanmaları dalga boyundan çok daha küçük ölçekte kaldı ve donup kaldı. Işık bu mikroskobik düzensizliklerden saçılır. Saçılmanın şiddeti dalga boyunun dördüncü kuvvetiyle ters orantılıdır:

αRayleigh ∝ 1 / λ⁴

Dördüncü kuvvet acımasız bir çarpandır. 1550 nm, 850 nm’nin 1,82 katı; dördüncü kuvvette bu 11 kat daha az saçılma demek. Eğrinin sağa doğru inmesinin asıl sebebi budur ve bu bir üretim kusuru değil, camın doğasıdır; daha temiz üreterek aşağı çekemezsin. Uzun mesafe iletiminin neden 1550 nm’de yapıldığının tek cümlelik cevabı bu dördüncü kuvvet.

Kızılötesi soğurma. Ters yönden bir duvar geliyor. 1600 nm’den sonra silikanın moleküler titreşimleri ışığı doğrudan yutmaya başlar ve kayıp hızla tırmanır. Rayleigh sola doğru, kızılötesi soğurma sağa doğru yükselttiği için eğrinin dibi ikisinin kesiştiği yerde, yaklaşık 1550 nm’de oluşur. C bandının konumu bir tercih değil, iki fizik eğrisinin kesişimi.

Hidroksil soğurması. Üretim sırasında cama karışan su, yani OH⁻ iyonu, 1383 nm’de keskin bir tepe yapar. Eski fiberlerde bu tepe 2 dB/km’ye çıkıp E bandını kullanılamaz kılıyordu. G.652.D’nin getirdiği yenilik bu tepeyi 0,4 dB/km’ye indirmek oldu; sınıfın piyasadaki adı da bu yüzden düşük su tepeli fiberdir.

Dördüncü bir kalem daha var ama bu camın değil senin hatan: az önce gördüğün kıvrım kaybı. O, dalga boyu uzadıkça artar: 1550 nm’lik ışık kıvrımda 1310 nm’lik ışıktan daha kolay kaçar. Sahada bunun çok pratik bir karşılığı var: bir bağ 1310 nm’de geçip 1550 nm’de düşüyorsa, aramaya kablo güzergâhındaki keskin dönüşlerden başlarsın.

Her konnektör çifti iyi işçilikte 0,3 dB civarında kayıp getirir; TIA’nın izin verdiği üst sınır 0,75 dB, kirli ya da hasarlı bir uç ise 2 dB’yi bulabilir. 10 km’lik tek modlu bir hattı 1310 nm’de hesapla: 0,4 dB/km cam kaybı 4,0 dB eder, iki iyi konnektör çifti 0,6 dB. Toplam 4,6 dB. 10GBASE-LR’nin 6,2 dB’lik kanal ekleme kaybı bütçesine 1,6 dB pay kalır.

Aynı hatta iki kirli konnektör 2,0’şer dB getirirse toplam 8,0 dB’ye çıkar ve bağ bütçeyi aşar. İki kirli uç, on kilometre cam kadar kayıp getiriyor. Kötü yapılmış bir ek, parmak yağı ya da toz aynı hesaba girer.

Fiber optik konnektörün ucu: seramik kılavuz halkanın ortasında lifin parlatılmış yüzeyi. Bütçeyi bitiren yer bu yüzeydir; parmak yağı ya da toz doğrudan kayba yazılır.

Kaybın nerede olduğunu 57. bölümdeki OTDR gösteriyor: bir ekte mi, bir konnektörde mi, aşırı sıkı bir kıvrımda mı.

Bir yanlış anlamayı burada kapatmak gerekiyor. Fiber, tek yön yayılım gecikmesinde bakırdan belirgin hızlı değildir: 1.000 km’de 4,9 ms’ye karşı 5,0 ms. Kazanç gecikmede değil, taşınabilen kapasitede ve gidilebilen mesafede. 10GBASE-LR 1310 nm’de 10 km’ye çıkarken 10GBASE-ER 1550 nm’de 10,9 dB’lik bütçesiyle 30 km’ye gider.

Bu kuralı bozan yeni bir fiber var. İçi boş fiberde (hollow-core) ışık camın içinden değil, cam bir kafesin ortasındaki havadan geçiyor ve yaklaşık yüzde 45 daha hızlı gidiyor; gecikme üçte bir kadar kısalıyor. Southampton Üniversitesi ile Microsoft’un Eylül 2025’te yayımladığı tasarım 1550 nm’de 0,091 dB/km’ye indi ve camın 0,14 dB/km civarındaki tabanını ilk kez geçti. Microsoft bu fiberden bin kilometreyi aşkın bir hattı bulut omurgasında canlı trafikle kullanıyor.

Renk kodu da bilgi taşır. TIA kodunda tek modlu fiber sarı, OM1 ile OM2 turuncu, OM3 ile OM4 su yeşili, OM5 ise açık yeşildir. Konnektör gövdesi çok modluda bej, tek modluda mavi, APC uçlarda yeşildir. Bina içi omurga kabloları genelde 12 ya da 24 damar taşır. Masaüstüne inen yatay kablolama ise hâlâ ezici çoğunlukla twisted pair’dir.

51. bölümdeki taşıyıcı sınıfı bir metro Ethernet devresinin altında çoğu zaman bu cam lif yatıyor.

Özet

  • Kritik açı bir hesap sonucudur: θc = arcsin(n₂/n₁). Cam-hava sınırında 42 derece çıkar, core-kabuk sınırında 83,3; fiberde ışının eksenden sapma payı bu yüzden 6,7 derecedir.
  • Sayısal açıklık girişi ölçer: NA = √(n₁²−n₂²) kabul konisinin yarı açısını verir ve gerçek tek modlu fiberde bu yarı açı 7 dereceye kadar daralır.
  • Core çapı: 8-10 mikronluk core tek modlu, 50 ya da 62,5 mikronluk core çok modlu fiberi tanımlar; kabuk iki sınıfta da 125, birincil kaplama 250, sıkı tampon 900 mikrondur.
  • Zayıflamanın dibi bir tercih değil: Rayleigh saçılması 1/λ⁴ ile düşer, kızılötesi soğurma karşıdan yükselir; ikisinin kesiştiği yer 1550 nm, yani C bandıdır.
  • Modal dispersiyon: çok modlu fiberde yollar farklı uzunlukta olduğu için darbe genişler, ölçü de bu yüzden MHz·km ile yazılır.
  • Kromatik dispersiyon: tek modlu fiberde bile dalga boyları farklı hızda gider ve G.652 bu yayılmayı iki parametreyle sınırlar.
  • Kayıp bütçesi: bir bağın bütçesini çoğu zaman camın kilometreleri değil, uçlardaki konnektörler ve ekler bitirir.
  • Fiber hızlı değil geniştir: camda ışık bakırdaki sinyal kadar yavaş gider; gecikmeyi ancak ışığı havadan geçiren içi boş fiber kısaltıyor.

Cam lif kıtayı geçiyor ve mesafeyi artık ışığın hızıyla ölçüyorsun. Ama pek çok evde son kilometre hâlâ cam değil bakır, üstelik o bakır internet için çekilmedi. Peki yalnızca ses taşısın diye döşenmiş iki tel, bugün nasıl oluyor da onlarca megabit veriyor?

59. bölüme devam et: Bakır Erişim Ağı: DSL